18 Kasım 2013 Pazartesi

12 Kasım 2013 Salı

Aşırılıkları bırak, 'Denge'ni bul!

İleride Buddha adıyla anılacak olan Prens Siddhartha, sarayda zenginlik, gösteriş ve şatafat içinde, babası tarafından dış dünyadan soyutlanmış bir halde yaşamaktadır. Bu durum saray dışına gizlice yaptığı 4 kısa seyahatten sonra tamamen değişecektir. Siddharta; bu yolculukları esnasında, ilk defa hastalığa, yaşlılığa, sefalete ve ölüme şahit olur.
29 yaşında eşine ve yeni doğmuş çocuğuna veda ederek saraydan ayrılır ve onu Buddha yapacak yolculuğuna başlar.
Bir çok din adamı, üstad ve guruyla karşılaşır, sohbet eder, yolunu bulmaya çalışır. Sonunda çileci bir keşişe rastlar ve onun gibi çileciliği seçer.
6 sene boyunca Ganj vadisinde oradan oraya seyahat eder, kendini dünyevi arzulardan çeker. Yeme ve içmeyi azaltır, bir süre sonra günde sadece 1 pirinç ya da susam tanesi yer hale gelir.
Bir deri bir kemik kalmıştır artık. Bu çileci hayat sonunda onu ölümün eşiğine getirir. Bu esnada Krişna kendisine gözükür.
Krişna nın elinde 3 telli bir ud vardır. Krişna önce gevşek tele, sonra da aşırı gerilmiş tele vurur. 2 telden de düzgün ses çıkmaz. 3. tel ise ne gergin ne gevşektir. Bu tele vurunca güzel bir ses çıkar.
Siddharta o an gerçeği fark eder. Ne sarayda zenginlik içinde yaşadığı hayatı, ne de çileci hayatı ona fayda getirmiştir. İki yaşam tarzı da aşırıdır. İkisini de terk eder ve felsefesinin temellerinden biri olan orta yolu seçer. Dengeli bir şekilde hayatına yeniden şekil verir. Meditasyona yönelir. İleride Boddhi ağacının altında meditasyonuna dalacak ve Nirvana ya ulaşacaktır.
Bir çok büyük kişi, üstad, sufi ve peygamberler gibi Buddha nın hayatı da bizim için örneklerle doludur. Hepimiz hayatımızda ne yönde olursa olsun aşırılıklara kaçmışızdır. Aşırı çalıştığımız gibi tembellik yaptığımız zamanlar olmuştur. Bazen cimri, bazen de müsrif olmuşuzdur.
Örnekler çoğaltılabilir. Bilmemiz gereken şey hayatın özü dengedir. Evren bu denge üzerine kurulmuştur. Biz de hayatımızda, hareketlerimizde dengeye önem vermeliyiz. Aşırılıklar sorun yaratır. Çözüm ise Denge'dedir.

23 Ekim 2013 Çarşamba

21 Ekim 2013 Pazartesi

19 Ekim 2013 Cumartesi

Kaçtığın şey...

Kaçtığımız şey, her ne ise onunla yüzleşme ihtimalimiz yüksektir. -hatta kesin!- Zamanı gelince korktuğumuz şeylerle karşılaşacağımızı bilmeliyiz. İstediğimiz kadar istemediğimiz durumlarla da karşılacağımızı hesap etmeliyiz...

Hepsi birer imtihan; bazen en çok sevdiğimizle, bazen en büyük korkumuzla sınanırız. Çoğu zaman her ikisiyle de...

Bu sebep ile; sevgi ve korku zıt da olsalar aslında kardeştir, biri olmadan diğerini anlayamazsın. Her şeyin zıttı ile yaratılması -dualite- gibi.

Bunda da derin bir sır vardır. O sırrı görenlere selam olsun...

Bilincini aç, kendini aş!

Her şeyi şu an sahip olduğun bilinç seviyesiyle değerlendiriyorsun. kimisine doğru, kimisine yanlış diyorsun. Bazılarını aklın almıyor, görmediğin, duymadığın, algılayamadığın şeyleri yok sayıyıorsun. Sen görmüyorsun diye o şey yok veya yanlış değil!!

5 yaşındaki halini düşün ve şimdiki halini... O zaman da bilmediğin şeyler vardı. Ama yok sayabilir misin şimdi bunları? ..Bu söylediklerimi tersten anlama, bunun yaşla ilgisi yok. bunun bilinçle ilgisi var. 60'şına da gelsen hala anlayamadığın şeyler kalacak. Bu yüzden bilincini aç. Aç ki kendini aş!

Sorunları da, güzellikleri de, sahip olduğun dünyayı da oluşturan şey senin bilincin. Halinden memnunsan sorun yok. Ama memnun değilsen kimseyi suçlama. Bu tamamen seninle -mevcut bilincinle- ilgili. Değiştirmekse elinde!