Başarısız İnsanlar
Kusur ararlar.
Her şeyi bir görev olarak görürler.
Başarılar için övgü ve ödül beklerler.
Her gün TV izlerler.
Değişime karşı dirençlidirler.
Tecrübeyle değil, içgüdüleriyle hareket ederler.
Dedikodu yaparlar.
Bilgi ve veri depolarlar.
Öfkelerini dışa vururlar.
Kin tutarlar.
Başarısızlıkları için başkalarını suçlarlar.(Kurban Bilinci)
Her şeyi bildiklerini düşünürler.
İş odaklı çalışırlar.
İçten içe başkalarının başarısızlığını isterler.
Ne olmak istediklerini bilmezler.
Hedef ve amaçları yoktur.
Başarılı İnsanlar ise;
İltifat ederler.
Minnet duyguları gelişmiştir.
Başarılı olanları kıskanmazlar ve övgüde bulunurlar.
Her gün mutlaka okurlar.
Fikirler hakkında konuşurlar.
Bilgiyi paylaşırlar.
Eğlencelidirler.
Değişime ayak uydururlar.
Günlük yapılacak işler listesi tutarlar, not alırlar.
Affedicilerdir.
Başarısızlıklar için sorumluluk alırlar.
Olmak istediklerinin listesini tutarlar.
Amaçları ve hedefleri vardır.
Sürekli öğrenmeye açıktırlar.
Siz de bu davranış özelliklerine bakarak kendinizle ilgili bir özeleştiri yapabilir ve neden başarılı ya da başarısız olduğunuzu anlayabilirsiniz. Yapmanız gereken şey negatif davranışlarınızı fark ederek bitirmek ve pozitif olanlarla değiştirmektir.
kurban etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kurban etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Aralık 2014 Salı
8 Kasım 2014 Cumartesi
Neden-Sonuç İlişkisi
Evrende her şey belli bir düzen içerisinde yaratılmıştır. Gelişigüzel yaratılmış bir şey bulunmamaktadır. Hayatlarımızda da bu böyledir. Yaptığımız her eylemin belli bir sonucu vardır. Hiç bir şey kendi başına, durduk yere başımıza gelmez. Her şey Neden-Sonuç ilişkisine dayanır. Çoğu insanın anlamadığı, kabul etmediği-işine gelmediği- nokta burasıdır. Düşük bilince sahip insanlar, Karma, Dinde-kitapta yazmıyor diye işin içinden çıkmaya çalışırlar. Oysa bu bir hakikattir! Kuran, Karma demez-gerekte yoktur- ancak ''İnsana sadece çalıştığı vardır'' (Necm/39) der. Bizler de toplum olarak Karma demeyiz, ''Ektiğini Biçme'' deriz. Başka dinlerde, inançlarda, öğretilerde ne ad verildiğinin bir önemi yoktur. İsimler yerine kavramların içine, derinine bakmak gerekir. Ne derseniz deyin sonuçta bu bir ''Evrensel Yasa'' dır ve kabul edin ya da etmeyin hepimiz bu yasanın hükmü altındayız!
Bu yasayı anladığımız ve içselleştirdiğimiz takdirde KADER dediğimiz şeyi de anlamaya başlarız. Düşük bilince sahip insan için Kader, ne yaparsan yapsın hayatını değiştiremeyeceği düşüncesidir. Her şey önceden yazılmış ve buna göre; kendisi fakir, sağlıksız, mutsuz, başarısız bir hayat sürerken, başkaları bunun tam tersini yaşamaktadır. Hayatını kendi elleriyle yarattığı gerçeğini fark edememiş, diğer insanların başarılarını ve mutluluğunu zengin ailelerine, çevrelerine veya şansa bağlamaktadır. Bu kişilere göre kendisi dışında, başarılı olmuş herkes ''Allah'ın sevgili kulu'dur. Kendisi ise hayatın her alanında KURBAN'dır. Bir insan için işte en tehlikeli düşünce tarzı budur. Hem bu dünyasını, hem de öte tarafı ziyan eder.
Albert Einstein'ın dediği gibi; Tanrı zar atmaz. Rastlantı, tesadüf, şans diye bir şey yoktur. Her şey belli bir çalışma ve onun sonuçlarına dayanır. Zarı atan, yani kendi gücüne inanmayan kişi, işte bu düşük bilince sahip insandır. Gelişigüzel bir hayat yaşar. Kendi iradesi yoktur. Birileri onun yerine karar alır ve uygular. Yönetilendir. Kurbanı oynayan kişi; kendisine verilmiş en büyük nimeti; hür iradeyi-seçim hakkını bilerek ve isteyerek başkasının eline veren ve kendisine zulmeden kişidir.
Bu yasayı anladığımız ve içselleştirdiğimiz takdirde KADER dediğimiz şeyi de anlamaya başlarız. Düşük bilince sahip insan için Kader, ne yaparsan yapsın hayatını değiştiremeyeceği düşüncesidir. Her şey önceden yazılmış ve buna göre; kendisi fakir, sağlıksız, mutsuz, başarısız bir hayat sürerken, başkaları bunun tam tersini yaşamaktadır. Hayatını kendi elleriyle yarattığı gerçeğini fark edememiş, diğer insanların başarılarını ve mutluluğunu zengin ailelerine, çevrelerine veya şansa bağlamaktadır. Bu kişilere göre kendisi dışında, başarılı olmuş herkes ''Allah'ın sevgili kulu'dur. Kendisi ise hayatın her alanında KURBAN'dır. Bir insan için işte en tehlikeli düşünce tarzı budur. Hem bu dünyasını, hem de öte tarafı ziyan eder.
Albert Einstein'ın dediği gibi; Tanrı zar atmaz. Rastlantı, tesadüf, şans diye bir şey yoktur. Her şey belli bir çalışma ve onun sonuçlarına dayanır. Zarı atan, yani kendi gücüne inanmayan kişi, işte bu düşük bilince sahip insandır. Gelişigüzel bir hayat yaşar. Kendi iradesi yoktur. Birileri onun yerine karar alır ve uygular. Yönetilendir. Kurbanı oynayan kişi; kendisine verilmiş en büyük nimeti; hür iradeyi-seçim hakkını bilerek ve isteyerek başkasının eline veren ve kendisine zulmeden kişidir.
7 Aralık 2013 Cumartesi
Çantadaki taşlar...
bir yolculuğa çıktığını hayal et. yolculuğun esnasında yerden çakıl taşlarını alıp sırt çantana attığını düşün.
Bu başlarda pek sorun yaratmaz, ama zaman geçtikçe, taşlar arttıkça sırt çantanda ağırlaşmaya başlar. Zorlanarak yürümeye devam edersin, şikayet edersin ama aklına bunun sırt çantandaki taşların sebep olduğu gelmez!
Her geçen an daha zor gelmeye başlar ve bir süre sonra dizlerinin üstüne çöküverirsin. O zaman bilinçsizce kendi kendine söylenirsin; hayat neden bu kadar zor? niye böyle oldu? artık yapamayacağım!!
Hayatta başımıza gelen her olay, her kişi aslında bir deneyim. Sana ağırlık olsun, sana eziyet versin diye gelmiyor. Tekamülün için geliyor. Ama sen bu yaşadıklarından ders alıp onları bırakmak yerine sırtında-zihninde- taşımaya devam ediyorsun! Affedemiyorsun!!
Affetmek demek zayıflık-acizlik demek değil, ''Sana bunu yapanı nasıl affedersin?'' diyen senin sesin değil. Bu Ego'nun sesi. Fark et!
Affetmek cesaret ister. Cesur insan affeder. Onun işi kendi iledir. Başkası ile değil. Bu yüzden affetmek bırakmak demek, yüklerinden kurtulmak demek!
Bunu kendin için yapmalısın. Kendine eziyet etme, affet ve bırak. Gitsin. Sen yoluna devam et Dost!
Bu başlarda pek sorun yaratmaz, ama zaman geçtikçe, taşlar arttıkça sırt çantanda ağırlaşmaya başlar. Zorlanarak yürümeye devam edersin, şikayet edersin ama aklına bunun sırt çantandaki taşların sebep olduğu gelmez!
Her geçen an daha zor gelmeye başlar ve bir süre sonra dizlerinin üstüne çöküverirsin. O zaman bilinçsizce kendi kendine söylenirsin; hayat neden bu kadar zor? niye böyle oldu? artık yapamayacağım!!
Hayatta başımıza gelen her olay, her kişi aslında bir deneyim. Sana ağırlık olsun, sana eziyet versin diye gelmiyor. Tekamülün için geliyor. Ama sen bu yaşadıklarından ders alıp onları bırakmak yerine sırtında-zihninde- taşımaya devam ediyorsun! Affedemiyorsun!!
Affetmek demek zayıflık-acizlik demek değil, ''Sana bunu yapanı nasıl affedersin?'' diyen senin sesin değil. Bu Ego'nun sesi. Fark et!
Affetmek cesaret ister. Cesur insan affeder. Onun işi kendi iledir. Başkası ile değil. Bu yüzden affetmek bırakmak demek, yüklerinden kurtulmak demek!
Bunu kendin için yapmalısın. Kendine eziyet etme, affet ve bırak. Gitsin. Sen yoluna devam et Dost!
Her şikayet, istemediğiniz şeyi hayatınıza çeker!
Neyi durmadan çok söylerseniz zihninizde onu sabitlersiniz. Her şikayet, istemediğiniz şeyin afirmasyonudur.
Evrensel yasa, şikayetleri de emir gibi algılar ve size şikayet ettiğiniz şeyi fazlasıyla verir. Birilerinin sizi kızdırdığından şikayet edip o konuda hiçbir şey yapmıyorsanız, o kızgınlık duyduğunuz davranışı hayatınıza daha da çekersiniz. Ve her seferinde kendinizi kurban gibi hissedersiniz.
Hayatın size haksızlık yaptığına inanıyorsanız, daha fazla haksızlığa uğrarsınız.
Başkalarını suçlayıcı konuşmalar benzer suçlamaları sizin hayatınıza getirir.
Afirmasyonların gerçekleşmesini yavaşlatan en büyük engel bilinçaltı düşüncelerinizdir.
Ben bilincimde zengin olmayı hak ettiğime inanabilirim: bilgim, kültürüm, eğitimim yeterli olduğu için kendimi belli bir konuma çok layık görebilirim. Ama bilinçaltımda beş yaşındayken babamın iflası ve ailemizin çektiği acıların deneyimi olabilir.
Bilinçaltımdaki mesaj şu olabilir: ‘Zengin olursam bir gün çok beter durumlara düşebilirim. Tıpkı babam gibi.’ Bu beter durumdan ve acılardan kendimi korumak için zengin olabileceğim durumları bir şekilde sabote edebilirim.
Bilinçaltını yeniden programlamanın NLP gibi hızlı bir yolu var. NLP zihnin işleyiş mekanizmasını kavrayan ve formatlayan insanlar tarafından geliştirildi.
Alıntı
Evrensel yasa, şikayetleri de emir gibi algılar ve size şikayet ettiğiniz şeyi fazlasıyla verir. Birilerinin sizi kızdırdığından şikayet edip o konuda hiçbir şey yapmıyorsanız, o kızgınlık duyduğunuz davranışı hayatınıza daha da çekersiniz. Ve her seferinde kendinizi kurban gibi hissedersiniz.
Hayatın size haksızlık yaptığına inanıyorsanız, daha fazla haksızlığa uğrarsınız.
Başkalarını suçlayıcı konuşmalar benzer suçlamaları sizin hayatınıza getirir.
Afirmasyonların gerçekleşmesini yavaşlatan en büyük engel bilinçaltı düşüncelerinizdir.
Ben bilincimde zengin olmayı hak ettiğime inanabilirim: bilgim, kültürüm, eğitimim yeterli olduğu için kendimi belli bir konuma çok layık görebilirim. Ama bilinçaltımda beş yaşındayken babamın iflası ve ailemizin çektiği acıların deneyimi olabilir.
Bilinçaltımdaki mesaj şu olabilir: ‘Zengin olursam bir gün çok beter durumlara düşebilirim. Tıpkı babam gibi.’ Bu beter durumdan ve acılardan kendimi korumak için zengin olabileceğim durumları bir şekilde sabote edebilirim.
Bilinçaltını yeniden programlamanın NLP gibi hızlı bir yolu var. NLP zihnin işleyiş mekanizmasını kavrayan ve formatlayan insanlar tarafından geliştirildi.
Alıntı
Etiketler:
afirmasyon,
bilinç,
bilinçaltı,
kurban,
nlp,
olumlama,
zenginlik
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



