...daha ne kadar oyalanacaksın! sürekli şikayet etmekten ama hayatını değiştirmek için hiçbir şey yapmamaktan sıkılmadın mı? kurbanı oynamaktan bıkmadın mı?
Ne zaman dışarıyı bırakıp kendine döneceksin. İnsanlar seni sevsin diye yeterince çalışmadın mı? Başkalarını incelemek, onları tanımak için gösterdiğin çabayı ne yazık ki kendine karşı hiç göstermedin! Ne zaman kendi değerinin farkına varacaksın?
Kendi gücüne güvenmeyip hep birilerinden medet umdun, birilerine sırtımı hiç dayamadım deme! Öyle olmadığını biliyorsun. Yeri geldi, sevgi dilendin, yeri geldi, iş, makam, para. Oysa bunlara sahip olman için gereken her şey sende vardı. Ama kendine hiç inanmadın!
Başarısızlıklar seni yıldırmasın.Düşsen de kalkmayı bil. Yapabileceğini biliyorum çünkü. Kimse senin yerine, senin için bir şeyler yapamaz. İstediğin şeyi yapabilecek tek kişi sensin. ..ve bu güç içinde. Artık inanmaya başla!
Birlerine özenmekten, başka hayatlara öykünmekten vazgeç! Sadece ilham al, taklit etme. Buna ihtiyacın yok. Çünkü SEN ÖZELSİN! Senin kaderin güzel ve sana özel!
Fark et Dost, korktuğun yeter! Değiştir kendini, artık bekleme!
Şehirli Mistik
korku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
korku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Ocak 2015 Pazartesi
29 Aralık 2014 Pazartesi
Vazgeçmemiz gereken şeyler
1) Haklı olma ihtiyacından vazgeçin.
2) Her şeyi kontrol etme ihtiyacından vazgeçin.
3) Başkalarını suçlamaktan vazgeçin.
4) Kendinizi suçlamaktan vazgeçin.
5) Değişime direnmekten vazgeçin.
6) Etiketlerden vazgeçin.
7) Mazeretlerinizden vazgeçin.
8) Korkularınızdan vazgeçin.
9) Şikayet etmekten vazgeçin.
10) Bağımlılıklarınızdan vazgeçin.
11) Mükemmelliyetçilikten vazgeçin.
12) Başkalarının beklentilerine göre yaşamaktan vazgeçin.
Bunları yapmaktan vazgeçtiğimizde, hayatımızın nasıl olacağını bir düşünün derim Dostlar. Eminim, kendimizi çok daha iyi ve mutlu hissederdik.
Etiketler:
beklenti,
değişim,
haklı olmak,
kontrol,
korku,
mazeret,
mükemmeliyetçilik,
suçlama,
şikayet
14 Aralık 2014 Pazar
Yaşam bir Aynadır!
Bir adam ve oğlu ormanda yürüyüş yapıyorlarmış. Birden oğlan takılıp düşüyor ve canı yanıp “Ahhhhh” diye bağırıyor. İleride bir dağın tepesinden “Ahhhhh” diye bir ses duyuyor ve şaşırıyor. Merak ediyor ve “SEN KİMSİN?” diye bağırıyor. Aldığı cevap “sen kimsin?” oluyor. Aldığı cevaba kızıp “sen bir korkaksın” diye tekrar bağırıyor. Dağdan gelen ses “sen bir korkaksın” diye cevap veriyor. Çocuk babasına dönüp “baba ne oluyor böyle?” Diye soruyor, “oğlum” diyor adam, “dinle ve öğren!” Ve dağa dönüp “sana hayranım” diye bağırıyor.
Gelen cevap “sana hayranım!” Oluyor. Baba tekrar bağırıyor, “sen muhteşemsin!” Gelen cevap ; “sen muhteşemsin!” Oğlan çok şaşırıyor, ama halen ne olduğunu anlayamıyor. Babası açıklamasını yapıyor, “insanlar buna “yankı” derler, ama aslında bu “yaşam”dır.” “Yaşam daima sana senin verdiklerini geri verir. ‘’ Yaşam yaptığımız davranışların aynasıdır.
Daha fazla sevgi istediğin zaman daha çok sev! Daha fazla şefkat istediğinde, daha şefkatli ol! Saygı istiyorsan insanlara daha çok saygı duy. İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan sen de daha sabırlı olmayı öğren. Bu kural yaşamımızın bir parçasıdır, her kesiti için geçerlidir.”
Gelen cevap “sana hayranım!” Oluyor. Baba tekrar bağırıyor, “sen muhteşemsin!” Gelen cevap ; “sen muhteşemsin!” Oğlan çok şaşırıyor, ama halen ne olduğunu anlayamıyor. Babası açıklamasını yapıyor, “insanlar buna “yankı” derler, ama aslında bu “yaşam”dır.” “Yaşam daima sana senin verdiklerini geri verir. ‘’ Yaşam yaptığımız davranışların aynasıdır.
Daha fazla sevgi istediğin zaman daha çok sev! Daha fazla şefkat istediğinde, daha şefkatli ol! Saygı istiyorsan insanlara daha çok saygı duy. İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan sen de daha sabırlı olmayı öğren. Bu kural yaşamımızın bir parçasıdır, her kesiti için geçerlidir.”
12 Aralık 2014 Cuma
EFT nedir? Ne işe yarar?
EFT (Emotional Freedom Techniques - Duygusal Özgürlük Tekniği) nedir?
EFT, geleneksel Çin tıbbındaki akupunktur yöntemlerine dayanan bir enerji çalışmasıdır. Kişi, parmak uçlarıyla vücudundaki bazı akupunktur noktalarını tıklar. Buradaki temel prensip herhangi bir olumsuzluktan dolayı vücutta tıkanıklığa uğrayan enerji akımlarının tıklama yoluyla normal hallerine geri dönmeleridir. Böylelikle enerji akımı tıkanıklığına neden olan problem ortadan kalkar ve yerine olumlu düşünce veya davranış modelleri yerleşir.
EFT bir enerji psikolojisi tekniğidir. Diğer bir ifade ile duygusal özgürleşme tekniğidir. Enerji meridyenlerini uyarma açısından akupunktur ve akupres ile olumlamalar açısından da NLP’nin ortak bir sentezidir diyebiliriz.
EFT nin uygulama alanları çok geniştir:
Fobilerden kurtulmak (örümcek korkusu, yükseklik korkusu, toplum önünde konuşma korkusu vb)
Bağımlılıklardan özgürleşmek (sigara, alkol bağımlılığı), fiziksel ağrılardan kurtulmak için(sırt, bel ağrıları vb)
Geçiş acılardan özgürleşmek (tacize maruz kalma, travmalar vb) için kullanılabilir.
Olumsuz Duygular (Değersizlik, stres, öfke, korku, endişe, acı, üzüntü, suçluluk, güvensizlik, korku, nefret, kıskançlık, fobi, panik atak, depresyon)
Olumsuz İnançlar (“Şanssızım,Talihsizim, Yalnızlığa mahkumum, Beceriksizim, Sevilmeye layık değilim, Para geldiği gibi gider, Babana bile güvenmeyeceksin, Bütün erkekler aldatır, Bütün aksilikler beni bulur)
Bedensel Sorunlar (Allerjiler, sırt ve bel ağrıları, fibromiyalji, kabızlık, cinsel sorunlar, şişmanlık, sedef hastalığı, karın ve mide ağrıları, iştahsızlık)
Hedef Belirleme (İşyerinde, ilişkilerde, kazanç düzeyinde, projelerde, toplumda yer belirlemede, hayat amacını bulmada)
Performans Artırma (Sınav, iş, spor, sanat alanlarında, kolay odaklanma, hafıza geliştirme, yaratıcılık, disiplin geliştirme, verim artırma)
Ruhsal Gelişim (Dinginlik, dengeli ilişkiler, sevecenlik, affetmek, sevgi ve hoşgörü geliştirme)
EFT, tedavi süreci içinde kişiye psikolojik acı vermiyor ve uzun seanslar gerektirmiyor. İlaç ve iğne tedavisi içermiyor. EFT’nin işe yaraması için, kişinin buna inanması da gerekmiyor. Hiç bir yan etkisi olmadığı için, her durumda kullanılabilir. Doğru uygulandığında başarı oranı çok yüksektir. (%85-97) Hızlı bir tedavi yöntemidir. Bu sebeple terapistler, doktorlar, akupunktur ve refleksoloji uzmanları ve yaşam koçları tarafından hasta ve danışanlara rahatça uygulanmaktadır. Ayrıca kişi, bir defa bu tekniği öğrendikten sonra kendi kendine de uygulayabilmektedir.
EFT, uygulama bakımından kolay gibi gözükse de, sorunun tespiti, buna uygun verilecek telkinler gibi hassasiyet gerektiren durumları içermektedir. Bu sebeple EFT, bu konuda sertifikaya sahip uzman kişiler* tarafından yapılmalıdır. Hizmet aldığınız kişilerden bu konuda yeterliliğini gösterir belgeleri lütfen sorunuz.
*C.Çetin'in resmi EFT Practitioner sertifikası bulunmaktadır.
EFT, geleneksel Çin tıbbındaki akupunktur yöntemlerine dayanan bir enerji çalışmasıdır. Kişi, parmak uçlarıyla vücudundaki bazı akupunktur noktalarını tıklar. Buradaki temel prensip herhangi bir olumsuzluktan dolayı vücutta tıkanıklığa uğrayan enerji akımlarının tıklama yoluyla normal hallerine geri dönmeleridir. Böylelikle enerji akımı tıkanıklığına neden olan problem ortadan kalkar ve yerine olumlu düşünce veya davranış modelleri yerleşir.
EFT bir enerji psikolojisi tekniğidir. Diğer bir ifade ile duygusal özgürleşme tekniğidir. Enerji meridyenlerini uyarma açısından akupunktur ve akupres ile olumlamalar açısından da NLP’nin ortak bir sentezidir diyebiliriz.
EFT nin uygulama alanları çok geniştir:
Fobilerden kurtulmak (örümcek korkusu, yükseklik korkusu, toplum önünde konuşma korkusu vb)
Bağımlılıklardan özgürleşmek (sigara, alkol bağımlılığı), fiziksel ağrılardan kurtulmak için(sırt, bel ağrıları vb)
Geçiş acılardan özgürleşmek (tacize maruz kalma, travmalar vb) için kullanılabilir.
Olumsuz Duygular (Değersizlik, stres, öfke, korku, endişe, acı, üzüntü, suçluluk, güvensizlik, korku, nefret, kıskançlık, fobi, panik atak, depresyon)
Olumsuz İnançlar (“Şanssızım,Talihsizim, Yalnızlığa mahkumum, Beceriksizim, Sevilmeye layık değilim, Para geldiği gibi gider, Babana bile güvenmeyeceksin, Bütün erkekler aldatır, Bütün aksilikler beni bulur)
Bedensel Sorunlar (Allerjiler, sırt ve bel ağrıları, fibromiyalji, kabızlık, cinsel sorunlar, şişmanlık, sedef hastalığı, karın ve mide ağrıları, iştahsızlık)
Hedef Belirleme (İşyerinde, ilişkilerde, kazanç düzeyinde, projelerde, toplumda yer belirlemede, hayat amacını bulmada)
Performans Artırma (Sınav, iş, spor, sanat alanlarında, kolay odaklanma, hafıza geliştirme, yaratıcılık, disiplin geliştirme, verim artırma)
Ruhsal Gelişim (Dinginlik, dengeli ilişkiler, sevecenlik, affetmek, sevgi ve hoşgörü geliştirme)
EFT, tedavi süreci içinde kişiye psikolojik acı vermiyor ve uzun seanslar gerektirmiyor. İlaç ve iğne tedavisi içermiyor. EFT’nin işe yaraması için, kişinin buna inanması da gerekmiyor. Hiç bir yan etkisi olmadığı için, her durumda kullanılabilir. Doğru uygulandığında başarı oranı çok yüksektir. (%85-97) Hızlı bir tedavi yöntemidir. Bu sebeple terapistler, doktorlar, akupunktur ve refleksoloji uzmanları ve yaşam koçları tarafından hasta ve danışanlara rahatça uygulanmaktadır. Ayrıca kişi, bir defa bu tekniği öğrendikten sonra kendi kendine de uygulayabilmektedir.
EFT, uygulama bakımından kolay gibi gözükse de, sorunun tespiti, buna uygun verilecek telkinler gibi hassasiyet gerektiren durumları içermektedir. Bu sebeple EFT, bu konuda sertifikaya sahip uzman kişiler* tarafından yapılmalıdır. Hizmet aldığınız kişilerden bu konuda yeterliliğini gösterir belgeleri lütfen sorunuz.
*C.Çetin'in resmi EFT Practitioner sertifikası bulunmaktadır.
Etiketler:
akupunktur,
duygusal özgürlük,
eft,
fobi,
korku,
meridyen,
nlp,
stres,
şifa,
tedavi,
teknik,
telkin,
travma,
uzman,
yaşam koçu
7 Aralık 2013 Cumartesi
6 Aralık 2013 Cuma
Neden yalnız kalmaktan korkuyoruz?
neden yalnız kalmaktan korkuyoruz? neden hep yanımızda birileri olsun istiyoruz? aslında korktuğumuz şey kendimizle baş başa kalmak!
şehirler neden bu kadar gürültülü peki? belki de sen içindeki sesi duyma diye... her şey içindeki sesi bastırmak için planlanmış sanki.
o ses aslında sana söylüyor; ne yapman gerektiğini, senin aslında kim olduğunu söylüyor. sana özünü haykırıyor.
korkma artık, kaçma! dinle onu, dinle ki kendini bulasın...
19 Ekim 2013 Cumartesi
Kaçtığın şey...
Kaçtığımız şey, her ne ise onunla yüzleşme ihtimalimiz yüksektir. -hatta kesin!- Zamanı gelince korktuğumuz şeylerle karşılaşacağımızı bilmeliyiz. İstediğimiz kadar istemediğimiz durumlarla da karşılacağımızı hesap etmeliyiz...
Hepsi birer imtihan; bazen en çok sevdiğimizle, bazen en büyük korkumuzla sınanırız. Çoğu zaman her ikisiyle de...
Bu sebep ile; sevgi ve korku zıt da olsalar aslında kardeştir, biri olmadan diğerini anlayamazsın. Her şeyin zıttı ile yaratılması -dualite- gibi.
Bunda da derin bir sır vardır. O sırrı görenlere selam olsun...
Hepsi birer imtihan; bazen en çok sevdiğimizle, bazen en büyük korkumuzla sınanırız. Çoğu zaman her ikisiyle de...
Bu sebep ile; sevgi ve korku zıt da olsalar aslında kardeştir, biri olmadan diğerini anlayamazsın. Her şeyin zıttı ile yaratılması -dualite- gibi.
Bunda da derin bir sır vardır. O sırrı görenlere selam olsun...
30 Ağustos 2013 Cuma
Bir deniz, kum, güneş hikayesi... (Kim olacağınıza karar verin!)
Tatilde olduğunuz hayal edin. Bir plajdasınız. Plajda olan insanları hayal edin şimdi de.
İnsanların çoğu doğal olarak mayolu. Şezlonglara uzanmış güneşlenenler, voleybol ve frizbi oynayanlar, kumdan kale yapanlar, soğuk içkilerini yudumlayanlar, portatif sandalyelerinde, şemsiyenin altında oturup tavla oynayanlar, kitap okuyanlar, uyuyup kaldığı için vücudu güneşin altında haddinden fazla yananlar, kendini kumun içine gömenler...
Bir plajda rastlayabileceğiniz sıradan insanlardır hepsi de. Arada tüm bunları boş vermiş, sadece para kazanmaya çalışan seyyar satıcıları da görürsünüz.
İlginç bir şekilde bu ortama uymayan, sırıtan bir kaç tipe rastlarsınız. Bu insanlar, mayo yerine günlük kıyafetleriyle oturmaktadırlar. Hatta bazısının sanki kutuptaymışcasına üstünde kalın kıyafetleri vardır. Bir yandan da söylenirler;
-Hava neden bu kadar sıcak? Lanet olsun, terliyorum! Şu güneş niye tepede!
Belki biraz sonra üstlerini değiştirip mayolarını giyeceklerini düşünüyorsunuz. Ama hayır! Giymiyorlar. Öylece oturuyorlar. Sanki onlar için burası plaj değil. Denizin, kumun farkında değiller.
Biraz daha bakındıktan sonra sizi daha da şaşırtan bir şeye rastlarsınız. Burası bir plaj ve deniz olmasına rağmen çok az insan denize girmektedir.
Birkaçı, tam kıyıda oturmuş sadece ayak bileklerine kadar suya girebilmiştir. Kollarını bedenine sarmış halinden denize girmeye çekindiğini, korktuğunu anlarsınız. Biraz ötede yavaş yavaş suyun içinde ilerleyenleri görürsünüz. Bunlar da, garanti olsun diye ayaklarının dediği yere kadar ilerleyebilmişlerdir. Sadece 5-6 kişi yüzmektedir. Bunların içinde de 2 si iyi yüzücüdür!
Yüksek kulübesinde oturan cankurtaran ise -sadece denizdekileri değil, sanki yüzmeyenleri de uyarır gibi-
-Çok fazla açılmayın. Akıntı var, boğulursunuz! diye seslenmektedir.
Plajda bulunanlardan bazıları denizdekilere bir şeyler söylemektedirler.
-Hey, kollarını-ayaklarını şöyle çırpmalısın! (amatör yüzücülere)
-Ne korkuyorsun! ilerlesene yahu. Boğulmazsın merak etme. (kıyıda bulunanlara)
-Yüzmeyeceksin madem, niye denize girdin! (garanticilere)
-Normal ben de yüzerim, biraz da sırtüstü yüz bakalım! (iyi yüzücülere)
Yüzenlerden birisi dayanamayıp bağırır:
-Çok biliyorsan gel kendin yüz!
Plajdakilerden birisi:
-Biliyorum ama şimdi canım istemiyor!
Tüm bu olan-biteni gözlemlerken aniden derinden birisi çıkar. Kolunu zafer kazanmış bir edayla yukarı doğru kaldırır. Büyük bir sevinç ve heyecanla bağırır;
-İşte, sonunda buldum. Başardım!
Dikkatli baktığınızda adamın elindeki parlayan şeyin bir 'İnci' olduğunu fark edersiniz.
İnci, sadece derinlerde, denizin dibinde olur. Ve oraya çok az kişi inme cesareti gösterebilir!
Hayal ettiğiniz bu sahne, aslında hayat sahnesidir. Bu plajdaki herkes, aslında gerçektir. Yapmamız gereken şey kim olacağımıza karar vermektir. Bu insanlardan birisi olabiliriz.
İster plajda pardösü ile oturup şikayet edin. İster derinlere inip kendi hazinenizi kendiniz çıkarın. Karar sizin!
İnsanların çoğu doğal olarak mayolu. Şezlonglara uzanmış güneşlenenler, voleybol ve frizbi oynayanlar, kumdan kale yapanlar, soğuk içkilerini yudumlayanlar, portatif sandalyelerinde, şemsiyenin altında oturup tavla oynayanlar, kitap okuyanlar, uyuyup kaldığı için vücudu güneşin altında haddinden fazla yananlar, kendini kumun içine gömenler...
Bir plajda rastlayabileceğiniz sıradan insanlardır hepsi de. Arada tüm bunları boş vermiş, sadece para kazanmaya çalışan seyyar satıcıları da görürsünüz.
İlginç bir şekilde bu ortama uymayan, sırıtan bir kaç tipe rastlarsınız. Bu insanlar, mayo yerine günlük kıyafetleriyle oturmaktadırlar. Hatta bazısının sanki kutuptaymışcasına üstünde kalın kıyafetleri vardır. Bir yandan da söylenirler;
-Hava neden bu kadar sıcak? Lanet olsun, terliyorum! Şu güneş niye tepede!
Belki biraz sonra üstlerini değiştirip mayolarını giyeceklerini düşünüyorsunuz. Ama hayır! Giymiyorlar. Öylece oturuyorlar. Sanki onlar için burası plaj değil. Denizin, kumun farkında değiller.
Biraz daha bakındıktan sonra sizi daha da şaşırtan bir şeye rastlarsınız. Burası bir plaj ve deniz olmasına rağmen çok az insan denize girmektedir.
Birkaçı, tam kıyıda oturmuş sadece ayak bileklerine kadar suya girebilmiştir. Kollarını bedenine sarmış halinden denize girmeye çekindiğini, korktuğunu anlarsınız. Biraz ötede yavaş yavaş suyun içinde ilerleyenleri görürsünüz. Bunlar da, garanti olsun diye ayaklarının dediği yere kadar ilerleyebilmişlerdir. Sadece 5-6 kişi yüzmektedir. Bunların içinde de 2 si iyi yüzücüdür!
Yüksek kulübesinde oturan cankurtaran ise -sadece denizdekileri değil, sanki yüzmeyenleri de uyarır gibi-
-Çok fazla açılmayın. Akıntı var, boğulursunuz! diye seslenmektedir.
Plajda bulunanlardan bazıları denizdekilere bir şeyler söylemektedirler.
-Hey, kollarını-ayaklarını şöyle çırpmalısın! (amatör yüzücülere)
-Ne korkuyorsun! ilerlesene yahu. Boğulmazsın merak etme. (kıyıda bulunanlara)
-Yüzmeyeceksin madem, niye denize girdin! (garanticilere)
-Normal ben de yüzerim, biraz da sırtüstü yüz bakalım! (iyi yüzücülere)
Yüzenlerden birisi dayanamayıp bağırır:
-Çok biliyorsan gel kendin yüz!
Plajdakilerden birisi:
-Biliyorum ama şimdi canım istemiyor!
Tüm bu olan-biteni gözlemlerken aniden derinden birisi çıkar. Kolunu zafer kazanmış bir edayla yukarı doğru kaldırır. Büyük bir sevinç ve heyecanla bağırır;
-İşte, sonunda buldum. Başardım!
Dikkatli baktığınızda adamın elindeki parlayan şeyin bir 'İnci' olduğunu fark edersiniz.
İnci, sadece derinlerde, denizin dibinde olur. Ve oraya çok az kişi inme cesareti gösterebilir!
Hayal ettiğiniz bu sahne, aslında hayat sahnesidir. Bu plajdaki herkes, aslında gerçektir. Yapmamız gereken şey kim olacağımıza karar vermektir. Bu insanlardan birisi olabiliriz.
İster plajda pardösü ile oturup şikayet edin. İster derinlere inip kendi hazinenizi kendiniz çıkarın. Karar sizin!
15 Ağustos 2013 Perşembe
İnsan bilmediği şeyin düşmanıdır!
Farklı düşüncelerle karşılaştığımız zaman beyinde açığa çıkan kimyasallar ile, tehlikeli durumlardan kurtulmak için salgılanan kimyasallar aynıymış!Bu demek oluyor ki ormanda vahşi bir Ayı ile karşılaştığımızda ne hissediyorsak, bize farklı-yabancı gelen düşünceler için de aynısını hissediyoruz.
Yani; şaşırıyoruz, direnç gösteriyoruz ya da kaçıyoruz. Ama özünde tek bir his var; o da 'Korku'
En basit yolla, savunmaya bile geçtiğimizde, beynin ilkel kısmı, mantıklı düşünce ile çatışır. Beynin bu kısmını kapatır! Beyin duyduğu fikri algılamakta ve anlamakta zorlanır. Bu da bizi 'dar kafalı ve'sınırlı bilince sahip' bir kişi haline getirir.
İnsan kendi düşüncesi dışında bir düşünce ile karşılaştığı zaman tepki verir. Kötüsü, karşılaştığımız akla uygun, faydalı ya da zararsız bile olsa bunu tehdit olarak algılar.
Bu yüzden, sınırlı bilince sahip insan reddeder, saçma bulur. Kendi çıkarına uymuyorsa sizle tartışır, hatta size zarar vermeye bile çalışabilir.
Çözüm basit;
Birincisi, duyduğunuz fikre karşı yargısız olabilmek.
İkincisi, araştırmak ve öğrenmek (çünkü insan bilmediği şeyden korkar!)
Üçüncüsü, korkunun kaynağına inmek ve korkuyu temizlemektir.
Bunu yaptığınız vakit, sadece fikirlere karşı değil, hayata karşı da özgür hale gelirsiniz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










